Siirt, Diyarbakır, Şanlıurfa ve Malatya’da Medya ve Algı Yönetimi Paneli Gerçekleştirildi

UMED Başkanı Aslan Değirmenci Siirt’te Genç Memur-Sen, Malatya’da TÜRGEV, Diyarbakır’da Bismil İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Şanlıurfa’nın Siverek Belediyesince düzenlenen “Medya ve Algı Yönetimi” seminerlerine katıldı. Dört ayrı ilde düzenlenen seminerlerde konuşan Uluslararası Medya Enformasyon Derneği (UMED) Başkanı Aslan Değirmenci, yaptığı sunumuyla da medya tarafından gerçekleştirilen manipülasyonları örnekleriyle katılımcılara gösterdi.

“Medyanın görevi; haber ve bilgi aktarmaktır” diyen Değirmenci, “Ancak kaos ortamına zemin hazırlamak için kullanılan medyanın silahı; yalan haber yapmak ve bilgi kirliliği üretmektir. Onlardan dürüst ve doğru iletişim beklemek mümkün değildir. Ancak hepimize düşen görev bir haberin doğruluğunu araştırmadan, kaynağına bakmadan, amacını düşünmeden inanmamak, sosyal medya da paylaşarak yayılmasına destek vermemek hepimizin görevidir. Sosyal medyada yayılan yalan haber bir anda infiale sebep olabiliyor. Anında milyonlarca kişiye ulaşarak gerçek perdeleniyor, ülkeyi yönetilemez hale getirmek isteyenlerin amacına hizmet ediyor. Yalan haber milyonlarca kişiye ulaştıktan sonra doğrusunu anlatmak bazen çok uzun bir zaman alabiliyor” şeklinde konuştu.

 

CASUSLUK YAPMAK GAZETECİLİK DEĞİLDİR

Konuşmasında MİT Tırları soruşturmasına da değinen Değirmenci, “MİT Tırlarına yönelik yapılan haberler var. Hepinizin ilgiyle takip ettiğini düşünüyorum. Oysa onlar bir haber değil psikolojik harpti. Amaç hepinizin kafasında soru işareti bırakmaktı, sorgulamayan kesim için bunu başardılar. Daha da vahim olan o haberler; devleti ve hükümeti ortadan kaldırmak, Türkiye’yi dünyaya yargılatmak için yaptırılmıştı. Kaldı ki gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklamak, gizli kalması gereken bilgileri temin etmek basın özgürlüğü değil, bizzat basın özgürlüğü maskesi altında ihanettir. Bu ihanet ile karşı karşıya kaldık. Şimdi bu ihanete yargı önünde hesap soruluyor. Çünkü Türkiye o eski Türkiye değil” dedi.

APOLETLİ MEDYAYA DOKUNULMADI!

12 Eylül ve 28 Şubat’a ilişkin görülen davalarda darbenin medya ayağına mercek tutulmadığını ifade eden Değirmenci, “Hukuk işletilmedi, adalet yerini bulmadı. Kendisini imtiyazlı sayan sözde gazeteciler Gezi olayları, 7 Şubat MİT krizi, 17/25 Aralık küresel operasyonunda karşımıza tekrar algı operasyonlarıyla çıktılar. 12 Eylül ve 28 Şubat sürecinde cuntaya psikolojik harekât desteği veren medya FETÖ ile omuz omuza vererek ulusal ve uluslararası arenada psikolojik harp merkezlerinde üretilen haberlerle milli iradenin tecellisini engellemeye yeltendiler, ulusal güvenliği tehdit ettiler. Daha açık konuşalım; manipülasyon, fitne ve fesat ile önce yürekleri sonra yeryüzünü kirletmeye kalktılar” dedi.

VERİLECEK KÜÇÜK BİR TAVİZ ANLATILAMAZ

“Adalet önünde hiçbir kişiye, zümreye imtiyaz tanınamaz” diyen Değirmenci, “Seçilmiş hükümeti ortadan kaldırmaya ve işlevsiz kılmaya yönelik haberlere imza atmak, ifade ve düşünce özgürlüğü değildir. İfade ve düşünce özgürlüğü altında kardeşliğimizi, birliğimizi hedef almaktır. Geçmiş darbelerin açtığı yaralar tümüyle sarılmamışken verilecek küçük bir taviz anlatılamaz, kabul edilemez. Darbecilerin üst aklından, mimarlarından, destekçilerinden ve tetikçilerinden tam anlamıyla hesap sorulmalıdır” diye konuştu.

DİRENİŞ, 15 TEMMUZ’DAN İBARET DEĞİLDİR

28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanıklı davanın Ankara’da görüldüğünü hatırlatan Değirmenci, “Vesayet zeminlerinin, darbelerin, yasakların, yalancı düzenlerin tümüyle yıkılması için; işin ucu kime gidiyorsa, nereye ulaşıyorsa sonuna kadar gidilmelidir. 28 Şubat sürecinin yargı, medya ve iş dünyası ayağını adaletten kaçırmak, Türkiye’ye tuzak kurmak için her fırsatı değerlendirenlere koz vermek, milletin iradesini hiçe saymaktır. Sadece yargıya değil hepimize bazı görevler düşmektedir. Tereddütsüz ve tavizsiz bir tarzla direnişi sürdürmeliyiz. Direniş, 15 Temmuz’dan ibaret değildir. İhanet tam manasıyla tüketilememiştir” şeklinde konuştu.

TERÖR ÖRGÜTLERİ DARBELERDEN BESLENMİŞTİR

Terör ve terörizmi doğuran, zemin hazırlayan etkenlerin başında antidemokratik süreçlerin olduğunu belirten Değirmenci, darbelerin FETÖ ve PKK’yı büyüttüğünü ifade etti.

Değirmenci, “Tarihsel oluşumu ve düşünsel temelleri Glaido’ya ait olan PKK ve FETÖ antidemokratik süreçlerde güçlerine güç katmışlardır, önleri açılmıştır. Bir birinden çok zıt görünse de temel felsefeleri ve hareket eylem planları Gladio tarafından belirlenmiş iki terör örgütü darbelerden beslenmiştir. Her iki örgütte 12 Eylül darbesinin ürünüdür. 12 Eylül darbesinin mimarı ise ABD’dir. Bunu CIA’in istasyon şefi itiraf etmiştir. CIA’in istasyon şefi darbe sonrasında, “Bizim çocuklar yaptı” açıklaması yapmıştır. Darbeci Kenan Evren ise, ABD Başkanına bağlılığını bildiren bir mektup yazarak teşekkür etmiştir. FETÖ elebaşısı Gülen ise darbe döneminde yazdığı yazılarda Evren’e açıkça destek vermiştir. Kaldı ki 28 Şubat sürecinde de Gülen darbeci Çevik Bir’e mektup yollayarak cuntanın emrinde olduğunu deklare etmişti. Darbeyi planlayan, yapan güçler terör örgütlerinin de hem doğuşuna hem de büyümesine katkı sunmuştur. Bu birliktelik bugün Ortadoğu’da PKK’nın, dünyada FETÖ’nün yaptıklarına bakıldığında daha iyi anlaşılacaktır. İşte son olarak ABD’de kurulan tiyatro mahkeme. Mahkemenin aktörleri FETÖ. Ortadoğu’da ise halklara karşı savaş yürüten ABD ve yanında PKK… PKK’ya alan açan ise DAEŞ. Biz bunun adına terör koalisyonu diyoruz” diye konuştu.

“ABD’NİN YAPTIĞI GAYRİ NİZAMİ HARPTİR”

“3.Dünya savaşını ABD terör örgütleri eliyle yürütmektedir” diyen Değirmenci, “Bu bir asimetrik savaştır. Gayri nizami harptir. Bu savaşın başladığı tarih 11 Eylüldür. Bu tezimiz komplo teorisi olmaktan çıkmıştır. 11 Eylül kanlı bir tiyatrodur; 11 Eylül’de namlular Ortadoğu’ya dönmüştür. Hedef İslam’dır. Haçlı Seferleri o gün yeniden başlatılmış, kısa süre içerisinde Haçlı ordularına öncü güç olarak terör örgütleri katılmıştır. Ve o gün bugündür Ortadoğu’da huzur yoktur, kan ve gözyaşı vardır” dedi.

ABD’Lİ YETKİLİLER YARGILANABİLİR

Suriye ve Irak’ta ABD’nin terör örgütlerini silahlandırmak ve mensuplarına eğitim vermek gibi doğrudan terörizmi destek faaliyetleri içine girdiği belgelendiğini vurgulayan Değirmenci, “ABD Suriye ve Irak’ta PYD’ye verdiği destekle uluslararası hukuk kuralları ile birlikte konuyla ilgili bazı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını hiçe saydığı görülmektedir. BMGK’nın 28 Eylül 2001 günü 4385. oturumunda kabul ettiği 1373 sayılı kararına bakıldığında, “terör eylemlerinin, metotlarının ve uygulamalarının BM’nin amaç ve ilkelerine ters düştüğü; ayrıca, terörist eylemlerin finanse edilmesi, planlanması ve teşvik edilmesinin de benzer şekilde BM’nin amaç ve ilkelerine ters düştüğünün ilân edildiği” görülmektedir. Kararda ayrıca, “terör örgütü mensuplarının eleman temin etmesi ile teröristlere silah verilmesini zapt ederek; tüm devletlerin terör eylemlerine karışmış kişi veya kurumlara, aktif ya da pasif her ne şekilde olursa olsun, destek vermekten kaçınması gerektiği” kabul edilmiştir. BMGK’nın 2017 yılında kabul ettiği 2370 sayılı kararda da devletlerin teröristlere destek vermemesi gerektiğine dikkat çekilmiştir.Bu kararlara göre Türkiye, Irak ve Suriye, PKK/PYD’ye verdiği destekten dolayı ABD’li yetkilileri yargılama hakkına sahiptir. Terör örgütü PKK’nın Suriye’deki uzantısı olan PYD/YPG’ye eğitim, silah ve mühimmat desteği sağlayan ABD’nin, 1373 ve 2370 sayılı kararlar gibi BMGK’nın terörizmle mücadele kapsamında aldığı kararlara uymadığı için işlenen suçların ortağıdır. Ayrıca ABD anayasasında yer alan, “Terör örgütlerine destek vermek anayasal suçtur” hükmü de vardır. ABD yönetiminin Amerikan anayasasına göre suç işlediği, bunun da istenirse dava konusu olabileceği mümkündür. Trump karşıtlarının ABD’de bir hukuk mücadelesi başlatması da elbette mümkündür. Bu çerçevede YPG’nin, PKK’nın organik bir parçası olduğu ortada iken ABD’nin, “YPG’yi PKK’ya karşı savaştırabiliriz” önerisi, teröre destek suçundan ABD aleyhine açılması muhtemel bir davaya karşı ön alma çabasıdır. YPG ile PKK arasındaki bağlantıyı tartışmaya açarak, süreci sulandırma gayretidir” dedi.

PYD BÖLGEDE ETNİK TEMİZLİK YAPTI

“PYD/PKK, Kürtler, Araplar, Türkmenler, Ezidilere karşı etnik temizlik yapmıştır. DAEŞ ile mücadele maskesiyle PYD, bölgede önünde engel olarak gördüğü tüm yapılara karşı terör eylemleri gerçekleştirmiştir” diyen Değirmenci, “ PYD/PKK asla Suriyeli Kürtlerin temsilcisi değildir. PYD/YPG bölgede öncelikle muhalif Kürtleri hedef aldı. Suriye’de savaş öncesi 12 Kürt grup varken şimdi sadece PYD/YPG var. Bu durum PYD/YPG’nin Kürtlere yaptığı zulmün deşifresidir” şeklinde konuştu.

FIRAT KALKANI İLE BÖLGE ÖZGÜRLEŞTİRİLDİ

Fırat Kalkanı Harekatı ile terör örgütlerinin bölgedeki ilerleyişinin durdurulduğunu ifade eden Değirmenci, “Türkiye 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından başlattığı ve bölgedeki terör örgütleri DEAŞ ve PYD/YPG’yi eş zamanlı bir şekilde temizlediği Fırat Kalkanı Harekatı’na (FKH), Zeytin Dalı Harekatı’nda olduğu gibi benzer şekilde yeni bir adım atmıştı. Yine Batı’dan tepkiler yükselmişti. Fırat Kalkanı Harekatı’nı eleştirenler bugün susmuştur. Çünkü bölge sadece terörden temizlenmekle kalmadı, bölge halkı özgürleştirildi, yaşam alanları bizzat Türkiye eliyle inşa edildi. Okullar, parklar hatta hastaneler Türkiye tarafından yapılıp, bölge halkının hizmetine sunuldu. Zeytin Dalı Harekatı’nda da öncelik güvenlik olduğu kadar bölgede kalıcı barışı temin etmek ve huzuru sağlamaktır. Altını çizelim; 2016’nın Ekim ayında beri koalisyon güçlerinin zaman zaman sunduğu hava desteğiyle PYD/YPG Afrin’den El-Bab’a doğru ilerlemeye çalışmaktadır. Her adımında ise masum halkları hedef almaktadır. Ancak Fırat Kalkanı ile örgütün bölgedeki ilerleyişi durdurulmuştur” dedi.

PYD ÇOCUKLARI ZORLA SİLAH ALTINA ALIYOR

“Örgüt için bu bölge Akdeniz’e sıçrama tahtası olarak görülmektedir” diyen Değirmenci, “Ayrıca Afrin’den Türkiye’ye Amanos dağları üzerinden bir ikmal hattı kurarak militan ve silah sevkiyatı yapmaya çalışmaktadır. TSK ve emniyet güçleri şimdiye kadar Afrin’den bölgeye geçiş yapan 50’den fazla teröristi bölgede etkisiz hale getirmiş durumdadır. Örgüt Afrin’i militan devşirmek adına önemli bir kaynak olarak da görmekte “Öz Savunma Gücü” adı altında 16-18 yaş arasındaki kız/erkek çocukları zorla silah altına almaktadır. Bölgede yine örgütün kurduğu çok sayıda askeri eğitim kampı bulunmakta zorla silah altına alınan çocuk ve gençler buralarda eğitime tabi tutulmaktadır” şeklinde konuştu.

ABD MEDYASI İTİRAF ETTİ

Değirmenci sözlerini şu şekilde sürdürdü: “ABD’nin amacına gelecek olursak. New York Times’ın bir haberinde; “Amerika, 2 yıldır bölgeye ciddi bir şekilde yatırım yapıyordu. Şimdi bir devlet oluşturma amacı var. Bu bölge aslında Suriye’nin en zengin petrol yataklarına sahip” ifadelerine yer verildi.. Yani itiraf ABD basınının kendisinden geldi. Öncü kuvvet, kara birliği olarak kullandığı PYD aracıyla bölge halkının kaynaklarını sömürmek.”

TÜRKİYE SİVİLLERİ TERÖRÜN ZULMÜNDEN KURTARIYOR

Değirmenci, Türkiye’nin amacını ise şu şekilde açıkladı: “PYD ve ABD’nin oyununu bozmakla beraber Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve terör unsurlarının tam olarak etkisiz hale getirilmesini amaçlıyor. Türkiye, tüm kurumlarıyla din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin sivilleri terörün zulmünden kurtarmak için çaba sarf ediyor.”

DEZENFORMASYONLAR BOŞA ÇIKARTILDI

Türkiye barış ve huzur için Zeytindalı Harekatını devam ettirirken, şiddet, kaos ve kargaşadan yana olanlar dezenformasyon için düğmeye bastığını vurgulayan Değirmenci, “Toplumu etki altına almak, Türkiye’nin iradesini sorgulamak için en sinsi propaganda türü olan gri propagandayı devreye soktular… Gri propaganda yönteminde; a- Kaynak belli değildir, b- Haberler rivayete bağlıdır, c- Gerçek dışı bilgi üretilir, çabuk yayılması sağlanır. Özellikle sosyal medya üzerinden Sosyo-psikolojik manipülasyon olarak bilinen algı operasyonu ile PYD’yi meşrulaştırmaya, Türkiye’nin iradesini sorgulamaya kalktılar.. Materyallerini ise yalan, ajite etme, acı yarıştırma, yok sayma üzerine inşa ettiler. Dezenformasyon amaçlı tüm fotoğrafların bugün yürütülen Zeytin Dalı Harekatı’nda değil, Türkiye dışında farklı ülkelerde ve farklı zaman dilimlerinde terör saldırıları ya da diğer bazı olaylar sonrası çekilmiş, bazılarına eklemeler yapılmış kareler olduğu Anadolu ajansı ve Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından gözler önüne serilince; saha da olduğu gibi sanal da verdikleri kirli mücadeleyi kaybettiler” dedi.

Seminerlerde Aslan Değirmenci sinevizyon eşliğinde iç kargaşa çıkartmaya ve ülkeyi yönetilemez hale getirmeye yönelik yapılan haberlerden izleyicilere örnekler gösterdi. Değirmenci, illegal yapıların sosyal medya paylaşımlarıyla kaosa nasıl zemin hazırlamaya çalıştıklarını da anlattı.