Sempozyum Gerçekleştirildi

Uluslararası Medya Enformasyon Derneği (UMED) ve Keçiören Belediyesi tarafından organize edilen “Medya ve Terör” Sempozyumu Ankara’da yoğun katılımla başladı.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak, Memur-Sen Genel Başkan Yardımcısı Levent Uslu ve Memur-Sen Kadınlar Komisyonu Genel Başkanı Habibe Öçal’ın katılım sağladığı programa çok sayıda sivil toplum temsilcisi, basın mensubu gazeteci ve televizyoncu ile kanaat önderi katıldı. Sempozyumda panelist olarak Saadet Oruç, Fadime Özkan, Fatih Atik, Ercan Gürses ve Batuhan Yaşar bulunurken, Moderatörlüğü ise Melik Yiğitel üstlendi.

 

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “Medyada öyle bir dil kullanılıyor ki en az terör örgütleri kadar zararlı, zehirli bir dil kullanılıyor zaman zaman. Buna karşı uyanık, tedbirli olmamız, şuurlu bir şekilde durmamız lazım.” dedi.

 

Kurtulmuş, Uluslararası Medya Enformasyon Derneği (UMED) tarafından Keçiören Belediyesi ev sahipliğinde Demonti otelde düzenlenen “Medya ve Terör Sempozyumu”nda konuştu. Dünyanın, insan eliyle ortaya çıkan birtakım küresel sorunlarla boğuştuğunu, bunlardan birisinin de küresel terör olduğunu belirten Kurtulmuş, terörü, sadece terör örgütlerinin bir meselesi olarak değil, küresel bir mesele olarak ele almak, sonuçlarıyla da hep beraber mücadele etmek gerektiğine değindi.

 

Kurtulmuş, meseleyi, sadece bir bölgenin, Ortadoğu’nun meselesi olarak görmenin, sadece Afrika kıtasını ilgilendiren bir mesele olarak görmenin son derece yanlış ve çözüm bulunmasını engelleyebilecek bir kısıtlama olacağını bildirdi. Aynı şekilde on yıllar boyunca terörle mücadele eden ve son zamanlarda çok taraflı terör saldırılarının atlında olan bir ülke olarak bu meselenin, sadece Türkiye’nin meselesi olmadığını vurgulayan Kurtulmuş, ortaya konulacak fikirlerin ciddi bir şekilde katkısının olacağını ifade etti.

 

“Terör örgütlerinin arkasında destekler olduğunu biliyoruz”

 

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, küresel tehdit haline gelen terörün, terör örgütlerinin kabiliyetlerinden dolayı ortaya çıkan bir vahşet olmadığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

 

“Bugün eğer terör örgütleri, arkasında onlara destek veren gruplar, kişiler, ülkeler, istihbarat birimleri olmasa bir hafta bile ayakta duramaz.

 

Terör örgütlerinin her birisinin arkasında istihbarat, lojistik destekleri hatta siyasal destekler olduğunu biliyoruz. Bunu söylerken de sadece Avrupa’da bazı şehirlerin merkezine gittiğiniz zaman hangi terör örgütlerinin hangi Avrupalı siyasetçiler tarafından nasıl korunduğunu, bunlara nasıl birtakım ofisler açma imkanlarının sağlandığını hepimiz biliyor, görüyoruz. Dolayısıyla terörle, küresel ölçekte mücadele edeceksek, ilk iş olarak terör örgütlerini vekalet savaşlarının maşası olarak kullanan hatta, terör örgütlerini artık uluslararası ilişkiler kurgusunun parçası, maşaları olarak kullananların bundan vazgeçmesi lazım. ‘Şu örgütü desteklersek, Ortadoğu ya da ön Asya’daki şu siyasal gücümüzü artırırız.’ diye düşünenler aslında kendi ayaklarına kurşun sıktıklarının farkında varmaları lazım.”

 

 

Türkiye’nin içerisinde olduğu coğrafyada oynanan oyunun ne manaya geldiğini bilen, en iyi bilen ülkenin Türkiye olduğunu belirten Kurtulmuş, oynanmakta olan ikinci Sykes-Picot’u ters yüz edecek, bölgedeki siyasi, kültürel, sosyal kırılmaları teşvik eden terör saldırılarına karşı bölgeyi de kurtarabilecek yegane gücün yine Türkiye olduğunu vurguladı.

 

Numan Kurtulmuş, Türkiye’nin güçlü olmasını istemeyenlerin terör vasıtasıyla ayaklarına pranga vurmak istediğini dile getirerek, hiç kimsenin, bu amacına ulaşamayacağına dikkati çekti.

 

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, hem PKK’ya karşı mücadelede hem FETÖ terörüne karşı mücadelede milletin bu sınavı verdiğine işaret etti.

 

 

“Kullanılan bu emperyal dile, asla yüz vermeyelim”

 

Terörle birlikte kullanılan emperyal medya dilinin farkına varılması gerektiğini aktaran Kurtulmuş, “Medyada öyle bir dil kullanılıyor ki en az terör örgütleri kadar zararlı, zehirli bir dil kullanılıyor zaman zaman. Buna karşı uyanık, tedbirli olmamız, şuurlu bir şekilde durmamız lazım.” dedi.

 

Kurtulmuş, Amerika’nın Irak’ı işgali öncesinde medyanın kullandığı dil ile Musul sorununun başladığı günden itibaren dünya medyasının kullandığı dile dikkatlice bakılmasını istedi.

 

“Şii milisler, Türkmen milisler, Arap milisler, Kürt-Türk terör grupları… Bunun bir iç savaş olduğunu anlatmak için söylüyorlar.” diyen Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:

 

“Halbuki Musul’daki kavga, Kürtlerle, Türklerle, Araplar, Sünniler ile Şiirler arasındaki kavga değildir. Musul’da yüzlerce yıldır bu etnik ve mezhebi gruplar yan yana yaşıyor. Musul’daki sorun, emperyal bir paylaşımdan dolayı oranın silahlı gruplarca paylaşılmaya başlanmasıdır. Terör örgütlerinin isimlerini kullansanıza. Onları kullanmıyorlar. Özellikle medyadaki arkadaşlarımızdan istirham ediyorum, kullanılan bu emperyal dile, asla yüz vermeyelim, bunlara prim vermeyelim, bunların emperyal diline karşı medyada, terörle mücadelede kendi milli dilimizi kuralım. Küresel medyanın bu emperyal dili de günlük hayatımızı, televizyonları, izleyenleri, gazete ve dergileri okuyanlarımızı etkiler. Buna özellikle hassasiyet göstermesini istirham ediyorum. Özellikle UMED ve diğer medya kuruluşlarımızın da bu çerçevede yapacakları çalışmalarda medyada milli dilin oluşmasına katkıda bulunmalarını temenni ediyorum.”

 

“Terörün propaganda gücüne karşı medyanın uyanık olması lazım”

 

Kurtulmuş, medyanın, kendi iç ahlakını, etik kurallarını yeniden kuşanması gerektiğini, zaman zaman doğruyu yanlış, yanlışı doğru haline getirerek, bunlar üzerinden kamuoyunu yanıltmanın medyanın, görevini eksik, yanlış yapması anlamına geldiğini söyledi.

 

Hükümet olarak bütün medya kuruluşlarının özgür, tarafsız bir şekilde kamuoyunu bilgilendirme fonksiyonunu yerine getirmesini istediklerine değinen Kurtulmuş, özellikle terörle bu kadar büyük bir mücadele verilirken, aynı şekilde medyanın titizlikle, milletin yanında olmasını, milleti desteklemesini arzu ettiklerini belirtti.

 

Terör örgütlerinin esas hedefinin, halk arasında korku, yılgınlık, panik oluşturarak halkın içine kapanmasını temin etmek olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, şu ifadelere yer verdi:

 

“Terör örgütlerinin eylemlerinin çoğu, medyatik eylemlerdir. En görülecek yerde, en görülecek zamanda, hata o kadar zamanlamasını yaparlar ki ülkenin gündemini takip ederek, hangi saatte gündeme gelir, nerede yapılırsa daha fazla etkisi olur diyerek bunları yaparlar. Yılbaşı gecesi, Reina’ya yapılan saldırı zamanlama bakımından çok iyi analiz edilerek seçilmiştir. Bir gün sonra, aynı yerde, aynı zamanda yapsa bu kadar etkisi olmaz. Ama yılbaşı gecesi bütün Türkiye’nin, ‘İnşallah terörden kurtuluruz.’ diye temenni ettiği bir anda bütün dünyaya, ‘Bakın,Türkiye terörden kurtulamayacak, teröre batmış olan bir ülkedir.’ mesajını vermek için bu eylemi tam da o saatte yapıyor. Terörün propaganda gücüne karşı medyanın uyanık olması lazım.”

 

 

Kanun hükmünde kararname ile getirilen yeni yayın yasaklarını anımsatan Kurtulmuş, “Medya, bundan sonra mecburen ayağını denk almak durumunda kalacak. Bunu söylediğim zaman bazıları eleştirdi ama kusura bakmayın, bu kadar terörle mücadele eden bir ülkede medya, Dingo’nun ahırı değildir. Herkes istediği gibi istediği şekilde medyada terör örgütlerinin lehine olacak şekilde işler yapamaz.” dedi.

 

Kurtulmuş, terör örgütlerinin çıkarlarına hizmet eden yayıncılık örnekleri verirken, şu görüşlere yer verdi:

 

“Şehit Mehmet Selim Kiraz’ın, ağzı bantlanmış, kafasına silah dayanmış resmi, inanın ki Selim Kiraz’ın şehit edilmesinden daha acı bir görüntüdür. Bu, kabul edilebilir bir şey midir? Onların arkasındaki siyasi güçler tam da bunu istiyor. Üç beş tane aymaz medya mensubu da bunu medyadan yayarak raiting peşinde koşuyor. ‘Aman ne güzel raiting aldık.’ diyor. Almaz ol öyle raitingi. Karlov suikastını yapan o FETÖ’nün maşası, adamı öldürüyor, ondan sonra orada bir şeyler söylüyor. Maalesef bizim televizyon kanalları aymaz bir şekilde onu dakikalarca gösteriyor. Onun gösterilmesini önlemek için illa RTÜK’ün görüntü yasağı mı koyması lazım. Kendi kendinize azcık milli menfaatleri düşünerek bu adam niye bunları söylüyor diye bir muhabir arkadaşımız orada görse, buna mani olması gerekmez mi? Dolayısıyla terörün tam da istediği propagandadır. Medya, terörle ilişkilerini raiting üzerinden, tiraj üzerinden ya da kurumlar arasında rekabet üzerinden yapamaz.”

 

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, teröre karşı filtrede medyaya kamu otoritesi, yasa, yasak, kanun, RTÜK vesaireye gerek olmadığını, medyanın en önemli filtrenin kendi vicdanı olduğunu söyledi.

 

Terör örgütlerinin terminolojisinin kullanılmaması gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, terör örgütlerinin temsilcisi, başkanı, imamı olamayacağını kaydetti.

 

 

Mustafa Ak: Kardeşlik Hukukumuzu Korumalıyız

 

Programda konuşan Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak, “Ülkemiz hepinizin malumu olduğu üzere yaklaşık 40 yıldır masum binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olan başta yaşam hakkı olmak üzere temel hakların ve özgürlüklerinin ihlaline sebebiyet veren PKK terör örgütüyle mücadele ediyor. Maalesef PKK Ülkemizin bölgede mücadele ettiği tek terör örgütü değil. Güvenlik kuvvetlerimiz eş zamanlı olarak Türkiye’ye yönelik saldırılarında yüzlerce kişinin hayatına kasteden DEAŞ, FETÖ, DHKP/C terör örgütlerine karşı da mücadele veriyor. Bu vesileyle terör nedeniyle hayatını kaybeden asker, polis, korucu ve sivil tüm vatandaşlarımıza bir kez daha Allahtan rahmet diliyorum. Terörle mücadeleyi etkin bir şekilde sürdürerek ülkemizin bölünmez bütünlüğünü ve hepimizin can ve mal güvenliğini koruyan devletimizin tüm kurumlarına da müteşekkir olduğumuzu özellikle ifade ediyorum. Elbette terörle mücadele konusunda hepimizin sorumlulukları ve üzerine düşen görevler var. Bizler de yerel yönetimler olarak bizi seçenlere karşı sorumluyuz. Maalesef bu sorumluluğun gereğini yerine getirmeyerek doğu ve güneydoğu bölgemizde “çukur siyaseti” yapan belediye başkanları oldu. Seçildikleri ilin, ilçenin hizmetlerini yürütmesi gerekirken belediye imkânlarını, araçlarını terör örgütünün emrine verdiler. Halka sunulan belediye hizmetleri büyük ölçüde aksadı, bomba düzenekli hendek ve barikatlar kurarak, kamu düzenine zarar verdiler. Bunları hep birlikte yaşadık. Devletimiz oradaki vatandaşların hizmet alma hakkını gözetti ve terör destekçilerine fırsat vermedi. Bugün sorumlular yargı önünde hesap verirken, vatandaşa hizmet kesintisiz sürüyor. Yine yakın zamanda 15 Temmuz gibi bir garabeti yaşadık. Orada yine yerel yönetimler olarak sorumluluklarımız oldu” dedi.

 

“Cumhurbaşkanımızın çağrısı sonrası bizler de vatandaşlarımıza çağrıda bulunduk, mücadeleyi örgütleyerek meydanda toplandık ve belediyemize ait iş makineleriyle direnişe geçtik” diyen Mustafa Ak, “Keçiören’de herhangi bir kritik kurum olmadığı için ilk önce sıkıntının yaşandığı Emniyet Genel Müdürlüğüne oradan da Cumhurbaşkanlığı Külliyesine hareket ettik. FETÖ terör örgütünün işgal girişimine ve milli iradeyi hedef almasına direnerek, seçilmiş iradeye sahip çıktık, vatandaşlarımız da aynı duyarlılık ve aynı bilinçle iradelerine sahip çıktılar, 27 şehitle en fazla şehit veren ilçe olduk, en fazla gazi Keçiören’de… 236 gazimiz var. Darbe adı altındaki terör saldırısına karşı verdiğimiz mücadele ile sadece demokrasimize değil aynı zamanda vatanımıza da sahip çıktığımızı gösterdik. Terörle mücadelenin ne kadar hassas ve kırılgan olduğu açık… Bu nedenle medyanın üstlendiği rol çok daha önemli, çok daha stratejik bir hal alıyor” dedi.

 

Mustafa Ak, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Kardeşlik hukukumuzu korumak, ifade ve düşünce özgürlüğü adı altında terör propagandası yapılmasına izin vermemek, 15 Temmuz’da ortaya çıkan birlik ve beraberlik ruhunu güçlendirmek, toplumsal düzeni hedef alan nefret dilini körükleyenlere karşı uyanık olmak da medyanın sorumluluğu arasında… Yurt dışındaki terör saldırılarında sorumlu anlayışı övenler burada sorumsuz davranışlar sergileyebiliyorlar. Bilgi kirliliği yaratarak terörün amacına hizmet etmemek lazım. İnsanları korkuyla sindirerek, güvenlik zaafiyeti algısıyla sokağa çıkamaz hale getirmek terörün istediği şey… Bizler inadına birlik, inadına kardeşlik diyerek yaşam hakkımıza, özgürlüklerimize sahip çıkmalı; gündelik hayatımızı kesintisiz sürdürmeliyiz. Ayrıca hepimiz dikkatli olmalı, vesayetçi, bölücü, fitneci dil kullananlara ve devlete değil karanlık başka odaklara hizmet edenlere karşı kenetlenmeliyiz. Medyanın ne kadar önemli bir rol üstlendiğini 15 Temmuz’da gördük, Sayın Cumhurbaşkanımızın değerli gazeteci Hande Fırat’ın programında yaptığı çağrı, FETÖ Terör Örgütünün ilk başta medya binalarını basarak susturma çabaları, TÜRKSAT’a yapılan saldırı medyanın ne kadar kritik bir görevi olduğunun adeta kanıtı oldu. Bizler bu konunun ne kadar önemli, ne kadar hassas olduğunun altını çizmek ve medya camiasının değerli isimleriyle terörle mücadelede medyanın rolünü konuşmak için bir aradayız. Uluslararası Medya Enformasyon Derneği ile iş birliği içerisinde gerçekleştirdiğimiz “Medya ve Terör Sempozyumunun” verimli olmasını temenni ediyor, teşrif eden Başbakan Yardımcım Sayın Numan Kurtulmuş’a şükranlarımı sunuyorum.

 

Ayrıca UMED Başkanı Sayın Aslan Değirmenci ile böyle bir çalışmanın içerisinde yer almaktan mutluluk duyduğumu ifade ediyor, başka iş birliklerinde bir arada olmayı umut ediyorum. Sempozyuma önemli bilgileriyle katkılarından ötürü değerli panelistlerimiz Sayın Saadet Oruç’a, Sayın Fadime Özkan’a, Sayın Fatih Atik’e, Sayın Ercan Gürses’e, Sayın Batuhan Yaşar’a ve moderatörümüz Sayın Melik Yiğitel’eçok teşekkür ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.

 

Aslan Değirmenci: Dünyayı Değiştirme İdealimiz Var

 

UMED ve Keçiören Belediyesi tarafından organize edilen “Medya ve Terör” sempozyumunda konuşan UMED Başkanı Aslan Değirmenci, “Vakit yeni Türkiye’yi işaret ediyor. Bu süreçte de kimsenin geri durma lüksü yok. Çünkü biz mazlumların umudu, mağdurların gür sesiyiz. Bizim dünyayı değiştirme idealimiz var. Bizim daha özgür, herkesin kardeşçe yaşayabileceği, kimsenin öteki olarak görülmeyeceği bir anlayışın hâkim olması için gayretimiz var” dedi.

 

Adil Olmayı İlke Olarak Benimsiyoruz

 

UMED’in kurulalı bir yıl olduğunu, bu süre içerisinde başta haber alma özgürlüğü olmak üzere birçok konuda çalışmalar yaptıklarını kaydeden Aslan Değirmenci, “Haberlerin gerçek, doğru, tarafsız bir şekilde verilmesi ve din, dil, renk ayrımı yapılmadan haberlerin yapılması için mücadele ettik. Bundan sonra da mücadele etmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

 

Dernek bünyesinde iki medya okulu açtıklarını belirten Değirmenci, “90 öğrencimizden 70’ini mezun ettik. UMED sertifikası almaya hak kazanan öğrencilerimize staj ve iş imkânı sunmaya gayret ettik. Özellikle iletişim mezunu arkadaşlarımıza yoğunlaştık, diploma ve sertifikalarını alan UMED öğrencilerinden yüzde 60’ına iş imkânı sunduk. Yolumuza devam edeceğiz. Farklı illerde de medya okulları açacağız. Öğrencilerimiz ve UMED olarak biz adil olmayı, çıkar çevrelerinden ve illegal yapılardan bağımsız hareket etmeyi ilke olarak benimsiyoruz” diye konuştu.

 

 

Medya emekçilerine çağrıda bulunan Değirmenci,

 

“-Gazetecilik mesleğini özel amaçlara ve çıkarlara alet etmeyelim.

 

-Toplumsal düzeni bozmaya yönelik arayışlara karşı birlikte direnelim, İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğünü savunalım ancak özgürlük maskesiyle kardeşliğimizi hedef alanlara karşı da yüreklerimizi birleştirelim.

 

-Kutuplaşma, kamplaşma ve ötekileştirme çukurlarına düşmeyelim, tuzakları bozalım; sosyal gerilimi körükleme çabalarını hep birlikte deşifre edelim.

 

-Anadolu’nun tarihsel ve sosyolojik yapısını hedef alanların yazdıkları senaryoları, önyargılardan beslenerek nefreti yayma çabalarını boşa çıkartalım” ifadelerini kullandı.

 

Bütünleştirici Olmak Zorundayız

 

“Her dönem ve her zeminde ayrıştırıcı anlayışlara karşı birleştirici ve bütünleştirici olmak zorundayız” diyen Değirmenci, “Kardeşlik hukukunu kuşanmalı, darbeci, yasakçı ve faşist cepheye karşı sivil, özgürlükçü ve demokratik duruşumuzdan ödün vermemeliyiz. Onlar dün olduğu gibi bugün de fitneyi yeryüzünde hâkim kılmaya çalışacaktır. Biz ise yeryüzüne iyinin ve doğrunun hâkim kılınması için mücadele edenlerden olmalıyız. Onların dilin de zehir, yüreğinde mühür var. Biz panzehir olalım, mühürleri sökelim, yeni Türkiye’nin önündeki barikatları 15 Temmuz ruhuyla hareket ederek kaldıralım” şeklinde konuştu.

Kardeşliğimize Sahip Çıkacağız

Vaktin yeni Türkiye’yi işaret ettiğini, bu süreçte de kimsenin geri durma lüksünün olmadığını vurgulayan Değirmenci, “Çünkü; biz mazlumların umudu, mağdurların gür sesleriyiz. Bizim dünyayı değiştirme idealimiz var. Bizim daha Özgür, herkesin kardeşçe yaşayabileceği, kimsenin öteki olarak görülmeyeceği bir anlayışın hâkim olması için gayretimiz var” diye konuştu.

 

Kirli söylemlere inat, kardeşliğe sahip çıkılmasının gerekliliğini belirten Değirmenci, bugün bu sebeple burada olduklarını hatırlatarak, “Özgürlüğü, kardeşliği ve direnişi kuşanan yüreklerle birlikte Medya ve Terör ilişkisini masaya yatırıyoruz. Çok değerleri panelistlerimizin talep, teklif ve önerilerini merakla bekliyoruz” dedi.

 

Her Şehit Bir Vatandır

 

Değirmenci, “Altını çizerek belirtmek isterim ki; Her şehit bir vatandır. 15 Temmuz darbe girişimi sırasında en çok şehit veren ilçemiz Keçiören’den de aramızda çok sayıda misafirimiz var bugün. Alanlardan FETÖ’cüleri süpüren kahramanlarımıza da selam olsun” ifadelerini kullandı.

 

“Terörün kimliği olmaz” diyen Değirmenci sözlerini şu şekilde noktaladı: “Terörün dini olmaz. Terörün ideolojisi olmaz. Biz Ülkemizin Gladyo merkezli terör koalisyonu ile hedef alındığına inanıyoruz. Bizim için DEAŞ neyse PKK’da odur. Bizim için FETÖ neyse DHKP-C’de odur. Her birinin maskesi farklı olabilir ama hedef aldıkları kardeşliğimiz ve birliğimizdir. Kardeşliğimize ve birliğimize sahip çıkacağız, terör koalisyonunun, emperyalizmin kirli hedeflerini ortak akılla hareket ederek boşa çıkartacağız.”

 

Değirmenci konuşmasının sonunda, katılımlarından dolayı Başbakan Yardımcısı Numan Kurtuluş’a ve Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak’a, Panelistler; Saadet Oruç, Fadime Özkan, Fatih Atik, Ercan Gürses, Batuhan Yaşar ve Melik Yiğitel’e teşekkürlerini iletti.